Aylar öncesinden
biletlerimiz alıp otelde yerlerimizi ayırdık ve gün saymaya başladık.
Nihayet o gün geldi. Aeroflat İstanbul - St. Petersburg uçuşumuzu
Moskova aktarmalıya çevirmiş olsa da ben bundan hiç şikayetçi değilim.
Tamam bir gün biraz uykusuz kalacağız ama bu sayede St.Petersburg'da koca bir gün
kazanmış oluyoruz .
VİZE YOK(tu) MIGRATION FORMU VAR(dı)
Gerçi
uçağımız İstanbul'dan biraz rötarlı kalkıp Moskova'ya da biraz geç
inince uçağı kaçıracağız diye telaşlanmadım desem yalan olur. Transit
yolcuyuz ama dış hattan iç hata geçeceğimiz için pasaport işlemi
yaptırıp bagajımızı alarak diğer terminale geçmemiz gerekiyor.
Pasaport
kontrolü için Ruslara 3 yabancılara 2 desk açmışlar. Biz sıranın başında
olmamıza rağmen yine de 20 dakika sürdü kontrolden geçmemiz. Pasaport
polisi biraz yavaş çalışıyor. Hepsi mi böyle yoksa bize mi rahatı denk
geldi bilmiyorum. Ben bu yazıyı yazdığımda Rusya Türkiye'ye vize uygulamıyordu. Ama malum Rusya ile yaşadığımız uçak krizinden sonra artık vize almak gerekiyor. Biz gittiğimizde vize uygulanmadığı için girişte pasaport
polisinin sistemden otomatik olarak doldurduğu migration denilen bir formla girmiştik. Bu form vize yerine geçtiği için seyahatimiz boyunca pasaportumuzla birlikte
yanımızda taşıdık.
Biz
kontrolden çıkana kadar bagajlarımız gelmiş bile. Hemen iç hat için D
terminalinin yolunu tutuyoruz. Şükür ki iki terminal arası krokide
göründüğü kadar uzak değil 3-5 dakikalık yürüme mesafesi. Kiril Alfabesi
ile yolu nasıl buluruz diye düşünüyordum ama tabelalarda Kiril
Alfabesi'nin altında Latin Alfabesi ile de yön gösteren yazılar var.
AMAN BAGAJ KARTINIZI ATMAYIN!
Elimizde
bording kartlarımız var ama bagaj vereceğimiz için yeniden sıraya
giriyoruz. Şunu hemen ekliyeyim alandan çıkarken bagaj kartlarını
kontrol edip isimle karşılaştırıyorlar sakın ha atayım demeyin. Gerçi
çıkışta sorduğunda bulamasaydık ne olurdu bilmiyorum ama ingilizce
bilmedikleri için sanırım derdimizi anlatmamız epeyce bir zor olurdu.
Aslın ben Moskova'dakini ne yaptım bilmiyorum ama allahtan İstanbul'dan
çıkışta pasaportuma yapıştırmışlar da o duruyordu.
1 saat 20 dakikalık bir
uçuşun ardından sabahın ilk saatlerinde tabi bize göre sabahın ilk
saatlerinde vardık St. Petersburg Pulkova Havalimanı'na. İç hattan
geldiğimiz için gümrük işlemi yok hemen bagajımızı alıp çıkıyoruz.
İlk
iş biraz dolar bozdurup ruble alıyoruz alandan. Niye Dolar çünkü Türk
Lirası'nı kabul etmiyorlar Dolar yada Euro alın yanınıza. Burada yine
bir not düşmek istiyorum aman dolarınızda herhangi bir mühür işaret
olmasın çünkü kabul etmiyorlar. Benim dolar elimde kaldı. İşaret
bankanın işaretiydi ama bozmadılar. Gerçi her seyahatte benim dövizle
ilgili başıma böyle bir şey geliyor alıştım artık.
Rusya'ya gelmeden telefon
görüşmesi için Türkiye'den paket almaktansa buradan hat almanın daha
mantıklı olduğunu okumuştum biz de öyle yaptık 400 Ruble'ye Bee Line'dan
30 GB interneti olan bir paket alıp arkadaşımla ortak kullandık. Hem telefon
görüşmelerimizi internet üzerinden yaptık hem de internet hep elimizin
altında oldu. Hatta hattı bir ay dolmadan bizden sonra St. Petersburg'a giden arkadaşlarıma verdim onlar da kullandılar yine bitmemiş. Gerçi Rusya'da hemen hemen her yerde ücretsiz Wi-Fi
bağlantısı mevcut ama yolda sokakta da internetim olsun diyorsanız ben bu yöntemi
öneriyorum.
HAVAALANINDAN MERKEZE ULAŞMANIN EN UCUZ YOLU METRO
Havaalanından
otelimize metro ile gideceğiz ama fikir olsun diye taksi fiyatlarını da
soralım dedik 1500 ruble dediler. Yani yaklaşık 75 TL gibi bir şey.
Havaalanından
çıkışında hemen sol tarafta minibüsler var. 39 numara (başka var mı
bilmiyorum) ile Moskovskaya metro istasyonuna kadar geliyorsunuz. Minibüsler kişi başı 36 Ruble. 15-20 dakika sürüyor metroya varmak. Minibüsten
hemen metro istasyonunun girişinde iniyorsunuz ama asansör ve yürüyen
merdiven yok, normal merdiven kullanmanız gerekiyor. Merdivene rampa
yapmışlar becerebilirseniz orayı kullanarak taşıyabilirisiniz. Biz el
bagajı niyetiyle valiz hazırladığımız için valizlerimiz hafifti ama yine
de uzun süre taşıyınca insana ağır geliyor. Tam işe gidiş saati olduğu
için Moskovoskaya metro istasyonu oldukça kalabalık. Bu arada metro
için jeton almamız gerekiyor. Baktım gişede uzun kuyruklar var bende
makineden alayım dedim. İngilizce bir iki bir şey yazıyor ama yeterli
açıklama yok tabi. Ben de bütün yazıyı okumadan elimdeki en bozuk para olan 500 Rubleyi makineye attım. Kendimce alacağım jeton sayısını girecektim ki makine otomatik hesaplayıp bana 16 tane jeton verip üste kalan bozuk parayı verdi. Yani mümkün olduğu kadar kaç jeton alacaksanız ona göre tam para atmaya çalışın. Çünkü jetonları iade almıyorlar. Neyse ki bizim ilk günümüz, nasıl olsa
kullanırız deyip yol arkadaşım Fikran'la jetonları paylaştık.
St. Petersburg'da havalimanından merkeze gelmek için kullandığımız Moskovoskaya metro istasyonunda rayları göremiyorsunuz. İstasyonda demir kapılar var. Sadece tren
gelip kapılarını açtıktan sonra demir kapılar açılıyor ve doğruca trene
giriyorsunuz. Sonradan bunu bir kaç istasyonda daha gördüm sanırım eski
olanlar böyle. Sadece tahmin tabi bu doğrulatmış değilim.
Yolculuğa çıkmadan önce internetten St. Petersburg metrosunun haritasını almıştım üste Rusça altında da latin alfabesi ile yazılı bu harita çok işime yaradı. Böylece daha İstanbul'dayken otele ulaşmak için nerede inip hangi hatla otele ulaşacağımızı biliyorduk. Aktarma yapmamıza rağmen Moskovoskaya'dan Admiralteyskaya metro istasyonuna varmamız yarım saat sürdü. Havalimanından minibüsü de hesaplarsak sanırım 45 dakikayı buldu merkeze varmamız.
Nerelere gittik ne gördük yazı hazır onları da fotoğraflayıp en kısa sürede yayınlayacağım.
Malta'da 9. günümüz ve yarın dönüş günü. Malta'da yapılacaklar listemizi tamamlıyamadık ama bu tatilin yaz sezonun da son tatili olması sebebiyle son günümüzü denize ayırdık.
Biz
nasıl haftasonları pılıyı pırtıyı toplayıp piknik için yeşil alanlara
gidiyorsak Malta'lılar da plajlara geliyorlar. Mangal, gitar, dalga sesi
keyifli olsa gerek. Bu arada Malta'da öğrenci olmanın da çok keyifli
olduğuna kara verdim. Öğrenciler okuldan sonra kitaplarını alıp doğruca
plaja geliyorlar hem ders çalışıp hem de deniz güneş yapıyorlar. Ne
güzel hayat değil mi?

Daha önce de söylemiştim Malta'da ayağınızı suya değdirebileceğiz her yerden denize girebiliyorsunuz. Havlunuzu yayacak bir yer buldunuz mu orası hemen plaj oluyor. Burada kimse güneşten korkmuyor, günün her saati kızgın güneşe aldırmadan kayaların üzerinde güneşlenen insanlar görebilirsiniz. Ben denizi çok sevmeme rağmen güneşle pek aram yoktur. Ya bir ağaç gölgesi ya bir şemsiye olmadı kaya dibi aradım hep. Aklıma gelmişken söyliyeyim Malta'da en az göreceğiniz şey ağaç. Şaşılacak şekilde adada yeşil çok az.
Malta'da son günümüzde biz de onlar gibi kayaların üzerinden denize girmeye karar verdik. Ama onlar gibi güneşin altına yatmaya cesaret edemedik tabi, bir kaya gölgesi bulup oraya yerleştik. Malta'da deniz Golden Beach hariç genellikle sakindi. Ama öyle sakin duruşuna aldanmayın derim, ne zaman hırçınlaşacağı hiç belli olmuyor. Son güne kadar Cominodaki akıntı hariç bize hap sakin davrandı ama son gün öyle bir olay yaşadık ki korkudan bacaklarım titredi. Şnorkel ve maskemi almış sakin sakin yüzüyordum. Bir ara suyun içinde balıklarla beraber ileri geri gidip gelmeye başladığımı hissetim ve başımı sudan çıkartınca kıyıda gördüklerimle şok oldum. Dev gibi dalgalar kıyıya vuruyor ne var ne yok alıp götürüyordu. Bir an denizde kalmak mı yoksa kıyıya yüzmek mi daha güvenli karar veremedim. Neyse ki bu olay sadece bir kaç dakikada sona erdi. Daha uzun sürmüş olsa sanıyorum şu an bu yazıyı yazamayabilirdim. Takdir edersiniz ki on an fotoğraf çekmek aklıma gelmedi. Bir de gitmeden bir arkadaşım kırmızı deniz anaları konusunda ''gördüğün anda oradan uzaklaş'' diye uyarıda bulunmuştu. Kırmızı deniz anaları zehirliymiş ama şükür biz hiç görmedik.
Genellikle tatillerimin son gününde gittiğim şehrin, ülkenin sokaklarında son bir kez gezer kendi adıma bir nevi vedalaşırım gittiğim yerle. Malta'da da öyle yaptık plajdan eve yürüyerek döndük, akşam yemekten sonra neredeyse sanki ilk gün gibi her sokağı yeniden dolaştık.
7 Eylül 2015
Ve Malta'ya veda zamanı. Gerçekten sayılı gün çabuk geçiyor, koca tatil nasıl bitti hiç anlamadık. Aslında uçuşumuz akşam üzeri sabahtan denize gitsek mi diye niyetlendik ama sonra vazgeçtik. Zaten uçuştan iki saat önce alanda olmak lazım teleşa gerek yok diye düşündük. Kahvaltının ardından çıkıp biraz alış veriş yaptık. Malta'da alış veriş işini kesinlikle pazar gününe bırakmayın. Çünkü bütün mağzalar, marketler hatta bir tane alışveriş merkezi
var o bile pazar günü kapalı oluyor. Aklınızda bulunsun.
Malta'dan ne alınır derseniz balı, ballı kremleri ünlü ben onlardan aldım. Bir de Gbejna dedikleri keçi peynirleri var, bir kaç çeşit aldım ama sade ve kurutulmuş gibi olan bir çeşidi var ben onu sevdim. Alırsanız ondan alın. Adanın cam işçiliği de ünlü ama oldukça pahalı idi. Onlara sadece bakmakla yetindik.
Sıcağına nemine rağmen ben sevdim Malta'yı. Hem yeni bir ükle keşfediyorsunuz,
hem bol bol denize giriyorsunuz hem de akşama enerjiniz kalmışsa her
zevke uyacak eğlence bulmak mümkün.

Ve kürkçü dükkanına dönüş zamanı. Yaza, denize, güneşe veda ederek ayrılıyoruz Malta'dan. Dünya büyük hayatı güzelleştirecek bir hayli yer daha var görecek.
Malta'da 7. günümüze Gozo ve Comio adalarına gitme niyetiyle uyandık. Hemen kahvaltımızı edip evden çıktık ancak buluşma yerine gidene kadar gökyüzünü bir bulut kapladı. Neyse bir Sliema'ya gidelim orada karar veririz diye yola koyulduk. Turu düzenleyen şirketteki görevli arkadaş yağmur yağabilir madem gününüz var isterseniz erteleyin deyince bize de mantıklı geldi. Eee hadi o zaman otobüsle tur yapalım hoşumuza giden bir plajda ineriz dedik. Deniz niyetiyle yola çıktığımız için kuzeye giden otobüsü tercih ettik.
Otobüsün üst katına kurulup kulaklıklarımız taktık. 16 ayrı dilde anlatım yapıyorlar ama bunlarda biri Türkçe değil maalesef. Bu otobüslerle istediğiniz yerde inip gezdikten sonra bir sonrakine binerek gün boyu tur yapabiliyorsunuz. Biz hiç bir durakta inmedik yaklaşık 2 saat sürdü. Gezerken bir taraftan fotoğraf çekip bir taraftan not almak zor oluyor elbette. O yüzden bol bol fotoğraf çekmeyi tercih ettim bende.
Bizim Mardin'i andıran sarı taştan binaları ve renga renk cumbaları ile klasik Malta evleri.
Florian şehrinden geçerken görüntülediğim bu anıt Malta'nın Bağımsızlık Anıtı. 1989 yılında adanın İngiliz Yönetiminden ayrılışının 25. yıl dönümünde dikilmiş. 1964 yılına dek ülkeyi ingilizler yönetiyormuş.
Rabat şehrinin girişindeki merhba kelimesi ile Malta'da bir çok şehrin girişinde karşılaştık. Bizim Türkçedeki merhaba kelimesinin yazılışına çok benzeyen merhba Malta dilinde hoş geldiniz demekmiş.
Ve Mdina şehrinin surların dışından görünüşü.
Aklımızda deniz olduğu için kuzeye giden otobüsü tercih etmiştik ama aslında bu güzergah daha çok adanın bizim gezmiş olduğumuz kısımlarını kapsıyormuş. Tur boyunca görmediğimiz bir kaç yer vardı sadece. Aslında güneyi gezen otobüsü tercih etmiş olsak daha doğru bir karar vermiş olurmuşuz.
Malta'da 365 tane yani yılın her günü için bir kilise olduğunu söylemiştim. Ama tur sırasında Mgarr'dan geçerken görüntülediğim Mgarr Kilisesi yada Santa Maria Asunta hakkında biraz bilgi edinmek için internete bakınca gördüğüme inanamadım. Malta'da toplam 577 tane ibadet edilecek mekan varmış. Adanın nüfusunun 400 bin olduğu düşünülürse bu oldukça şaşırtıcı. Bana inanmıyorsanız işte ispatı www.quddies.com.mt/churches
Şehir turunun ardından deniz için Sliema'da karar kıldık. Meğer mutluluğu boşuna uzaklarda arıyormuşuz. Sliema'da ulaşabildiğiniz her yerden denize girebiliyorsunuz. Yok bizim gibi konfor özlemişseniz ücret karşılığı Surfside Beach'in plajından da yararlanabilirsiniz. Ayrıca buranın yemeklerini de tavsiye ederim.
Malta'dan yapmadan dönmeyin diyeceğim şeylerden biri de akşam üzeri Sliema'dan St. Julian's'a yürümeniz. Tabi tersini de yapabilirsiniz. Siz sıcaktan yürümekte bile zorlanırken akşam sporunu yapmak üzere dışarı çıkmış Maltalıların koşarak yanınızdan geçtiğini göreceksiniz hiç şaşırmayın. Ve ayrıca yürürken hiç acele etmeyin, fırsat bulduğunuz her yerde durun manzaranın tadını çıkartın.
Yol üzerindeki dondurmacılardan birisinden kendinize bir dondurma ısmarlayın, aşk anıtında fotoğraf çektirin.
Son olarak bu da yol üzerindeki restoranlardan birinin menüsü. Seyahatimiz boyunca yeni tatlara meraklı olan ben Malta mutfağından bir kaç bir şey denedim. Ama menüdeki ilk iki yemeği benim bile görmek isteyeceğimi sanmıyorum.
Tatil için Malta'yı seçerken niyetmiz bir taşla iki kuş yakalamaktı. Yani hem yeni bir ülkeyi ziyaret edecek hem de sezonu deniz ile kapatacaktık. O yüzden adadaki 6. günümüzde biraz deniz ve güneş yapmaya karar verdik. Deniz için adanın kuzeyine Mellieha körfezine gidiyoruz. Mellieha'ya gitmek için San Gulian'dan Cirkewwa feribot iskelesine giden 222 numaralı otobüsü kullanıyoruz. Not almamışım ama yanlış hatırlamıyorsam yaklaşık 35-40 dakika sürdü otobüs yolculuğumuz.
Malta'ya gelirken niyetiniz bol bol deniz güneş ise sanırım adanın kuzeyinden bir otel seçmek daha doğru olur. Çünkü adanın en popüler kum plajları bu bölgede yer alıyor. Biz de Maltay'ya geldiğimizden beri ilk kez kum plaj, şezlong ve şemsiye görmenin mutluluğu içindeyiz.
Plaj boyunca bir bir sürü tesis var. Evinde konakladığımız Monica'nın tavsiyesi ile biz Munchies adlı tesisi tercih ettik. Körfezin Cirkewwa istikametinde en sonda yer alıyor. Tam gün 2 şezlong ve 1 şemsiye için 12 Euro ödedik. Fiyatlar kalacağınız saate göre değişiyor.
Mellieha'da su muhteşem pırıl pırıl, tek kusuru, biraz sığ olması. Tıpkı Kıbrıs'taki gibi yüzebilmek için epey yürümek gerekiyor. Malta'ya geldiğimizden beri ilk kez bu gün denizin oyduk diyebilirim. Bol bol yüzüp güneşlendik.
Plajdan görünen Red Tower ya da Saint Agatha's Tower'ı plajdan görüntülemekle yetindik. Kule 1600'lü yılların ortasında gözetleme kulesi olarak yapılmış. Kuleyi ziyaret etmek isterseniz ziyaret saatlerini kontrol etmenizi öneririm. Yaz ve kış ziyaret saatleri farklıymış.
Bugün yine Malta'ya özgü bir lezzet deneyelim dedik hem plajda yemeğe de uygun. Ftira, bir çeşit ton balıklı sandviç gayet de doyurucu. Çok iştahlı değilseniz iki kişi rahatlıkla paylaşabilir.
Hazır buraya kadar gelmişken akşam üzeri Popeye Village'de ziyaret edelim dedik. Gitmeden de plaj görevlisiyle erken dönersek şemsiye ve şezlongumuzu tekrar kullanmak üzere anlaştık. Popeye Village Temel Reis filminin seti ama maalesef gitmek kısmet olmadı. Her çarşamba mı bilmiyorum ama bizim gittiğimiz çarşamba kapalıymış. Biz de tekrar plaja dönüp bugünü kendimize deniz günü ilan ettik.
Akşam ise Paceville'de gittiğimiz barda bizim için bir sürpriz vardı. Kaydetmek son anda aklıma geldiği için sadece sonunu kaydetmiş oldum.
Malta maceramız devam edecek....