Kul plan yaparken tanrı gülermiş. Tam da bizim Gozo - Comino planımıza uygun bir söz oldu bu. Daha İstanbul'dan Malta gezisini planlarken küçük kardeşler Gozo ve Comino Adalarına gitmeyi pazartesiye, hemen programın başına koymuştum. Güya hoşumuza giderse bir kez daha gidecektik. Ancak gel gör ki gitmek tatilimizin 8. gününde nasip oldu. Hani biraz daha zorlasak gidemeden dönecektik.
St. Julian's'dan 222 numaralı otobüsle Cirkewwa feribot iskelesine gidip oradan da feribotla Gozo adasına Gozo'dan da küçük taksi kayıklarla Comino adasına geçilebiliyor. Her saat başı feribot varmış ve 20 dakika sürüyormuş. Maliyet yaklaşık 15 Euro gibi oluyor. Biz gidip gelmek kolay olsun diye Sliema'dan kalkan ve Gozo - Comino adalarını kapsayan turu birlikte 30 Euro'ya satın almıştık. Aslında turun orijinalini 45 Euro'ya satıyorlar ama biz sıkı pazarlık ettik.
Hatta iki turu birlikte aldığımız için bize liman turunu da hediye ettiler. Cuma sabahı kahvaltının ardından Paceville inip tur şirketinin otobüsleri ile Sliema feribot iskelesine gittik. Elimizdeki biletlere göre kollarımıza renkli bantlar takıp bizi gemiye öyle aldılar. Meğer o bantlar kimin nereye gideceğini ayırt etmek içinmiş. Yol yaklaşık 1.5 - 2 saat sürüyor. Sıkılırım sanmıştım ama hem Malta'yı sahil boyunca görmek hem de çeşit çeşit milletten insanla yolculuk etmek eğlenceliydi doğrusu.
Saat 12 gibi vardık Gozo Ada'sına. Bizi otobüslere bindirip Ada'da kısa bir tur yaptırdılar. Gozo sanki Malta'nın küçük bir kopyası gibi. Sarı taştan binaları, doğal güzellikleri tarihi dokusu ile Hollwood'da bir çok filme mekan olmuş. Homeros'un Odysseia'da adı geçen Calipsso Adası'nın Gozo olduğu tahmin ediliyormuş.
Ada'da kısa turun ardından Gozo'da en çok görmek istediğim yerlerden birine Azur Window'a ulaştık. Burası rüzgarın ve suyun etkisi ile kendiliğinden oluşmuş. Doğa adeta kendisine bir pencere açmış.
Game Of Thrones izleyenler hatırlayacak
1. sezonda Khal Drogo ve Dineris Targaryen burada evleniyorlar. Ben diziyi daha yeni izlemeye başladığım için mekan hemen tanıdık geldi. Burada yarım saat kadar serbest zaman verdiler o da ancak fotoğraf çekmeye yetti.
Kayalıkların altına inip mavinin tonlarının oynaştığı sularda yüzenlere imrenerek baktım. Yine yan taraftaki mağaraya tekne turu yapıyorlarmış ona da katılamadık. Hepsi vakitsizlikten. Aslında her iki adaya da ayrı ayrı gelmek lazımmış. Buraya kadar gelip denize giremeden dönmek hiç olmadı doğrusu.
Oysa dalış sevenler için Gozo özellikle tavsiye ediliyor. Dalmasam da şnorkel ile suyun altını bir görmek isterdim. Ve yine Malta dilinde dev anlamına gelen 5500 yıllık Ggantija Tapınakları benim gibi tapınak gezmeyi seven birisi için görülmesi gereken yerlerden biriydi.
Azur Window'dan sonra Victoria merkezde bir saat yemek molası ve serbest zaman verdiler. Bende yemek niyetine maltalıların Pastizzi dedikleri milföy böreklerinden alıp bu zamanı şehri gezerek değerlendirdim. Pastizzi'nin sebzeli, kıymalı ve peynirli seçenekleri var. Peynirli olanı denedim tavsiye ederim.
Gozo'da Victoria bölgesini gezerken gözüme ilk ilişen Astra Tiyatrosu oluyor. Biraz daha gidince pazar yeri gibi bir alan çıkıyor karşıma. Burada turistik ne ararsanız var. Malta balları ile ünlü ve en güzel ballarda Gozo Adası'nda bulunuyormuş. Malta'dan bal almak isterseniz aklınızda bulunsun.
Hızlıca pazar yerini dolaştıktan sonra istikamet Gozo Citadel yani Gozo Kalesi.
Biz gittiğimizde kalede devam eden bir restorasyon vardı. Ortaçağdan kalan kale o dönemlerde adaya düzenlenen saldırılara karşı sığınak olarak yapılmış. 1600'lü yılların başına kadar geceleri ada halkının kalede kalması zorunluymuş. Bir rivayete göre kale adanın her tarafından görünüyormuş.
Zaman sınırlı olunca kesinlikle dakikalar daha hızlı ilerliyor. 1 saat nasıl geçti hiç anlamadım bile. Gozo'dan Comino Adası'na gitmek için yeniden limana gittik. Feribot'la 15 dakika sürdü sürmedi adaya vardık. Vardık varmasına da hani burası ıssız bir adaydı? Bugün herkes sanki bizim gibi kalkıp buraya gelmiş.
Comino adasının yüz ölçümü sadece 3.5 Kilometreymiş. Ben görmedim ama adada bir tane de otel varmış. Malta'nın bu adası da bir çok filme ev sahipliği yapmış. Burası için Blue Logoon da diyorlar. Hemen eşyalarımızı kıyıya bırakıp kendimizi suya attık ama kalabalık olduğu için eşyalar için edişe etmedik desem yalan olur.
Kendini feda etmek Nilgün'e düştü o eşyaların yakınında yüzerken ben şnorkel ve paleti takıp karşı kıyıyı keşfe gittim. Yalnız bir havuz gibi sakin ve dingin duran bu billur sularda dikkatli olmanızı tavsiye ediyorum çünkü bir bölgede o kadar çok akıntı var ki bırak yüzmeyi yürürken bile zorlanıyorsunuz. Az daha kıyıya dönemiyordum.
Bu arada Malta'ya gelmeden Comino adası ile ilgili bir arkadaşım ''sanki biskolata reklamında oynayan herkesi o adadan seçiyorlar'' demişti. Haksız da değilmiş, ben fazla bir şey söylemeyip yorumu size bırakıyorum :)
Saat 17.00 gibi adadan ayrılıp geldiğimiz teknelerle yaniden Sliema'ya döndük. Tur şirketinin otobüsleri herkesi istediği yerde bırakıyor biz de St. Julian's'da inip akşam için kendimize Gululu restoranda rezervasyon yaptırdık.
Nilgün pek sıcak bakmıyor ama ben kararlıyım bu akşam Malta'nın meşhur yemeklerinden Stuf Fattal Fanek'i deneyeceğim. Böyle söyleyince daha havalı oluyor ama Fanek Malta dilinde tavşan demekmiş.
Çocukken tavşan yemiştim ama tadını unutmuşum. Biraz tavuğa benziyor ama eti daha siyah. Ayrıca porsiyonu da bir kişi için oldukça büyük. Nilgün yemediği için bana çok fazla geldi. Gululu'nun iyi yaptığını söyledikleri için ben orada denedim. Belki farklı yerlerde daha değişik yapıyorlardır.
Yeni lezzetlere açıksanız denemenizi tavsiye ederim.
Malta'da her akşam eğlence var ama Cuma akşamları hafta sonu için Sicilya'dan ve diğer Avrupa ülkelerinden gelenler de eklenince her yer çok kalabalık oluyor. Genellikle hafta sonu için mekanlarda canlı müzik, dans geceleri ve özel eğlenceler organize ediliyor.