26 Kasım 2015 Perşembe

Malta Marsaxalokk - 30 Ağustos 2015 - 3. Gün

Ev sahibimiz Monica ve yolculuk öncesi okuduğum yazılarda Marsaxalokk'a pazar günü gidin diyordu. Biz de öyle yaptık, Malta'da ilk pazarımızı balıkçı kasabası Marsaxalokk'a ayırdık. Pazar günü burada yerel ürünlerin de satıldığı bir balık pazarı kuruluyormuş. Pazar öğleye kadar olduğu için sabah erkenden kahvaltımızı edip Saint Julian's'dan önce Valetta'ya, oradan da 81 numaralı otobüsle (85'te gidiyor) Marsaxalokk'a vardık. Saint Julian's'dan Marsaxalokk yaklaşık bir buçuk saat sürüyor. 


Marsaxalokk Malta'nın balıkçı kasabası. Ben kasaba diyorum ama şehir de olabilir. Zaten ülkenin tamamı bir şehir kadar olduğu için Malta'da bu kavram biraz kafa karıştırıyor.

Normalde otobüsler sahile kadar iniyormuş ama pazar kurulu olduğu için şoför bizi sahile varmadan üst sokaklardan birinde indirdi. Meğer otobüsteki herkes bizim gibi Marsaxlokk'u gezmeye gelen turistlermiş. Kalabalığı takip edince pazar yerini bulmamız hiç de zor olmadı.


Malta'da şu ana kadar gördüğüm şehirlerde olduğu gibi Marsaxalokk'ta da evler yine çoğunlukla Malta'nın sarı taşlarından yapılmış. Meydanda büyük bir kilise var. Daha önce de söylemiştim Malta halkı oldukça dindar. 400 bin kişilik Malta'da toplam 365 kilise varmış. Ama bunların kaç tanesi Marsaxalokk'ta bilmiyorum. 

Marsaxlokk pazarı sahil boyunca kurulmuş. Ama gözlerim pazardan önce denizdeki Luzzu'lara takılıyor. Luzzu'lar Malta'nın meşhur kayıkları. 

Malta'daki evlerin kapıları panjurları gibi onlar da renga renk. Güneşin tepede oluşu ve çok profösyenel olmayan bir makine ile çekiyor olmamdan dolayı çok iyi fotoğraflayamamış olsam da, o kadar şirinler ki insanın her birini tek tek çekesi geliyor.  

Luzzu'ların uç kısmında birer çift göz var. Bu gözler Mısır tanrılarından Osiris'in gözleriymiş. Balıkçıları denizdeki kötülüklerden koruduğuna inanıyorlarmış. Bizdeki nazar boncuğu gibi yani.  

 Marsaxalokk pazarına  yerine gelince burada Maltalı balıkçıların bu sabah denizden çıkardığı balıklar, ahtapotlar, karidesler, Malta'ya özgü hediyelikler, danteller, kurabiyeler, bisküviler, peynirler, sebze, meyve ne ararsanız var. Balık pazarı biraz kokuyor ama her şey çok taze görünüyor. Bizde oldukça pahalı olan karides ahtapot gayet uygun fiyata. Evde yemek pişiriyor olsak kesin bir şeyler alırdık.


Marsaxalok'ta sahil boyunca balık ve İtalyan lokantaları, cafeler yer alıyor. Pazar sebebiyle olsa gerek hepsi kalabalık. Menüler ve fiyatlar birbirine çok yakın tabi hangisinde sunum daha iyi bilemiyorum.  
Biz yer bulduğumuz Ta Frenc diye bir restauranta oturduk. 3 çeşit balıktan oluşan bir menü söyledik 15 Euro civarı bir rakam ödedik. Malta'ya özgü bir balık olan Lampuki'yi de burada deneyebilirsiniz. Menü olarak 10-15 Euro civarı, bizim Palamuda benziyor. Tabi daha farklı seçenekler de var, bütçenize göre istediğinizi seçebilirsiniz.

Karnımızı doyurup üstüne kahvemizi de içtikten sonra (Türk Kahvesi değil tabi, her ne kadar yerini tutmasa da onun niyetine expresso) sıra denize geliyor. Marsaxlokk'ta hem kum plajdan hem de St. Peter Pool dedikleri kayaların arasına doğanın kendiliğinden oluşturduğu yerden denize girmek mümkün. 


Plaja nasıl gideriz deyince Kum Plaj için pazar yerinden sola doğru 15 dakika, St. Peter Pool için de 45 dakika kadar, hatta belki biraz daha fazla yürümeniz gerek yada taksi ile gideceksiniz diyorlar. Meydandaki taksiler St. Peter Pool'a tek yön için 20 Euro istiyor. Ama meydandaki kiliseden pazarı sağ tarafınıza alıp yürüdünüz mü pazar bittikten sonra sağ tarafınızda Hunter Tower diye bir restaurant göreceksiniz. Oradaki taksiciler St.Peter Pool'a 10 Euro'ya götürüyorlar. 
Yok ben 10 Euro'da vermek istemiyorum diyorsanız Hunter Tower'ı geçtiniz yol ''T'' olunca sağ tarafa döndünüz işte orası kum plaj. Önünde tur otobüsleri olduğu için giderken görmemiştik. Biz buralara kadar geldik görmeden dönmeyelim diye Hunter Tower'ın yanındaki taksilerle St. Peter Pool'a gittik. 

Bu arada St. Peter Pool'a gitmek için bir alternatif de pazarcılarmış. Kahve içmek için oturduğumuz Ristorante Dell Arte'nin şefinin yönlendirmesiyle önce onlara gittik. Pazarın toplanma saati olduğunu için götüremeyeceklerini söyleyip bizi Hunter Tower'ın oradaki taksicilere onlar yönlendirdi. Aklınızda bulunsun pazarın hemen köşesinde şekerleme satan bir hanım var onun eşi 15 Euro'ya götürüp getiriyormuş. Bir de giderken taksi ile gittiniz dönüşte kendiniz gelebilirsiniz. Sizi götüren taksiciye dönüşteki kestirme yolu sorun. Tabi insafına kalmış söyler mi bilmem ama bize o yolu bizi götüren taksici gösterdi. Dönüşte beni aramanıza gerek yok, buradan 10-15 dakikada inersiniz dedi. Gerçekten de öyleymiş.


St.Peter Pool'a gelince kayaların arasında, doğanın oluşturduğu kocaman bir havuz. Suyun rengi ise muhteşem. Ama gel gör ki bizim gibi ününü duyan çok olduğu için tabir yerindeyse iğne atsan yere düşmüyor. Hafta içi nasıl bilmiyorum ama pazar günü çok kalabalıktı.
Burada bir kaya gölgesi bulduysanız ne ala, yoksa güneşin altındasınız demektir. Bizim şansımız yaver gitti tam biz vardığımız sırada kalabalık bir grup kalkınca kaya gölgesi bize kaldı. Ama durum yandaki gibi.
Peki bu güzel denizde keyifle yüzebildim mi? Tabiki hayır. Çünkü kayaların üzerinden mütemadiyen birileri tepenizden denize atlıyor. O sosyal medyadaki boş fotoğraflar ne zaman çekilmiş merak ediyorum. Belki hafta içidir diye ben size Marsaxolkk'a pazar yerine hafta içi gitmenizi tavsiye edeceğim. Nasıl olsa turist olarak gittiğiniz için balık almayacaksınız. Kurabiyeler konusunda bir şey diyemem ama hediyelikler de her yerde bolca var zaten. Hafta içi çıkın önce St. Peter Pool'a gidin keyfinizce yüzüp tadını çıkartın sonra da akşam üzeri Marsaxalokk'a gelin sahildeki lokantalardan birine oturun balığınızı yiyin sonra da otelinize dönün. Ama otobüsle dönecekseniz Malta'da son otobüs 22.40'da plan yaparken bunu unutmayın.

Yarın için sırada sessiz şehir Mdina var.


11 Kasım 2015 Çarşamba

Valetta - 29 Ağustos 2015 2. Gün



Malta'da 2. gününüzü Valetta'ya ayırdık. Tatil uzun olunca insan gezmekte pek acele etmiyor. Evden çık Valetta'ya var diyene kadar öğle oldu bile. Saint Julian's'dan Valetta otobüs ile yaklaşık 40 dakika sürüyor. Silema'dan deniz taksilerle de ulaşım mümkün. Biz kullanmadık ama 5 dakika sürüyormuş.


Valetta Malta'nın başkenti, aynı zamanda ulaşım merkezi gibi. Ülkede gideceğiniz hemen hemen her  yere gitmek için önce Valetta otobüs garajına gitmeniz gerekiyor. Valetta öyle çok büyük bir şehir değil ama keyifle gezmek istiyorsanız bir tam gününüzü buraya ayırmalısınız. Biz biraz geç geldiğimiz için şehri gezmek için bir kez daha gitmemiz gerekti. Valetta adını Osmanlı kuşatmasını geri çeviren Malta Şövalyelerinin büyük üstadı Jean de Valette'den alıyormuş.



Yarımada üzerinde yer alan Başkent Valetta, Unesco dünya mirası listesinde olan bir liman kenti. Bir tarafında Büyük Liman diğer tarafında Marsamxett Limanın yer alıyor. Bu limanların her ikisi de doğal liman. Tarih boyunca bir çok savaşa kuşatmaya şahit olmuş bu limanlar.

Şehir sanki etrafı surlarla çevrili  bir müze kent gibi. Sarı taştan evler, renga renk kapılar panjurlar, cumbalı balkonlar nereye bakacağını şaşırıyor insan. Valetta barok mimarinin güzel bir örneği. Rebublic Street yani Cumhuriyet Caddesi Valetta'nın ana Caddesi. Cafeler, restaurantlar mağazalar, müzelerin çoğu hep bu cadde üzerinde yer alıyor.


Valetta Cumhuriyet Caddesine paralel ve dikey kesen ızgara şeklinde sokaklardan oluşuyor. Cadde boyunca yürürken bazen sağınızda bazen solunuzda denizi görebiliyorsunuz.

Cumhuriyet caddesine girer girmez hemen kulağımıza gelen müziğin izini sürmeye başlıyoruz. Sesler açık hava tiyatrosundan geliyor. Akşam Il Vilo (belki ünlüler ama ben bilmiyorum) diye bir grubun konseri varmış canlı prova yapıyorlar. Açık Hava Tiyatrosu bir zamanlar Valetta'nın opera binası imiş. 2. Dünya Savaşında bombalanmış. Bugünkü tiyatro opera binasının kalıntıları üzerine inşa edilmiş.






Valetta'da ikinci durağımız sıcağında etkisiyle dondurmacı Amorino oluyor. Çeşit çeşit meyvelerden yapılan dondurmaların sunumu da lezzeti kadar hoş. Külahta dondurma istediniz mi size dondurmadan yapılmış bir gül uzatıyorlar.



Cadde boyunca ilerlerken yol üzerinde İngiliz döneminin izleri kırmızı telefon kulübeleri ve posta kutuları çekiyor dikkatimi. Sokaklar çok güzel ama hava çok sıcak olduğu için şehri gezmeye kapalı mekanlardan başlamaya karar veriyoruz. İlk sıraya da St. Jhon's Katedrali'ni koyuyoruz ama gel gör ki cumartesi olduğu için katedral 12.00'ye kadar ziyaretçi kabul ediyormuş. Cumartesi Valetta'ya gidecek olursanız aklınızda bulunsun.

Ziyaret edeceğimiz ikinci adres Grand Master's Palace yani Büyük Üstatlar Sarayı. Burası şövalyelerin ikametgahı imiş.

Şövalyeler burada yetiştirilirmiş. O da  Cumhuriyet Caddesi üzerinde yer alıyor. 1571 yılında Saint Jean Şövalyeleri için yapılan saray neredeyse 350 yıldır Malta'nın idari binası olarak kullanılıyormuş. Saray iki bölümden oluşuyor silahların sergilendiği Armoury ve yaşam alanı olarak kullanılan Palace State Room. İsterseniz ikisini birlikte, isterseniz ayrı ayrı gezebiliyorsunuz. İkisini birlikte gezmek isterseniz giriş 12 Euro. Biz sadece Armoury bölümünü gezdik ama aslında yaşam alanını da gezmemiz gerekiyormuş. Armoury bölümünde şövalyelerin kullandığı silahlar, zırhlar sergileniyor.


İnsan gezerken çok etkileniyor. Kendimi bir ara o zırhların içinde düşündüm içim daraldı. Sadece başlığın ağırlığı 1.5 - 2.0 kiloymuş  zırhın tamamı kaç kilodur hayal edemiyorum bile. Bırak savaşmayı, insan bu kadar ağırlıkla nasıl yürürü ki.


Büyük Üstatlar Sarayı'ndan sonra Valetta sokaklarında dolaşmaya başlıyoruz. Valetta çok düzenli bir şehir. Geniş caddeler dar sokaklarla kesişiyor. Sokaklarda genellikle turistler var. Evlerin kapıları panjurları çoğunlukla kapalı, hangisinde yaşam var hangisinde yok anlayamıyor insan.

Cumhuriyet Caddesi trafiğe kapalı caddeden dümdüz inince St. Elmo Kalesi çıkıyor karşımıza. Marsamxett Limanı ve Büyük Liman'ı birbirinden ayıran bu kale iki limanı da kontrol altında tutmak için yapılmış zamanında. Hava çok sıcak olduğu için biz kaleyi gezmeyip kendimizi Aşağı Baraka Bahçeleri'ne attık.


Bahçe deyince aklınıza öyle büyük bir bahçe gelmesin 500 metre ya var ya yok ama Büyük Liman'a bakan bu bahçenin muhteşem bir manzarası var. Benim baraka bahçelerinden görülen bu anıtın ne olduğunu merak ederseniz  Seige Bell War Memorial imiş. Osmanlı Kuşatması ve ikinci dünya savaşında ölenlerin anısına yapılmış.


Aşağı Baraka bahçelerinden sonra istikamet Yukarı Baraka Bahçeleri. Serin olsun diye ara sokakları kullanıyoruz ama aslında her bir sokak ayrı bir güzel. Neyin fotoğrafını çekeceğini şaşırıyor insan. Maltada evler kadar kapı tokmakları da oldukça ilgi çekici. Çeşit çeşit figürlerden oluşan ve çoğu el yapımı olan bu tomaklar ev sahibinin kişiliğini yaşam şeklini yansıtırmış.


Bir ekonomi çalışanı olarak Yukarı Baraka Bahçelerinin girişindeki Malta Borsası'da gözümden kaçmadı. Hafta sonu olduğu için kapalı ama sanırım açık olsa içeri girip çekim yapmayı denerdim.




Geçmişi 1661'lere dek uzanan Yukarı Baraka Bahçeleri bizim Gezi Parkı'nın ancak yarısı kadar. Büyük Limana terası olan bu bahçenin de manzarası muhteşem. Üç şehir dedikler Vittoriosa, Senglea ve Cospicua en güzel buradan izleniyor.

Bahçenin alt katında bir dizi top sergileniyor her gün 12:00 ve 16:00 saatlerinde burada top atışı yapılıyormuş. Tesadüfen 16.00'da orada olduğumuz için bu töreni izleme şansımız oldu.



Burada biraz dinlenip kendimize bir Kinnie molası verdik.





Kinnie Malta'nın yerel içeceklerinden biri, gelmeden Malta'da tadılacaklar listesine eklemiştim. Maltalılar kolaya rakip olarak yapmışlar. İçerken ağıza portakal kabuğu aroması ve bir kaç baharat tadı geliyor. Biraz acımtırak, denmek için içilebilir. Soğuk olmak şartıyla tabi.

Valetta çok büyük bir şehir değil, şehrin tamamını bizim gibi yürüyerek gezebilirsiniz. Ama yok sıcağa dayanamam, fazla yürüyemiyorum derseniz bir de bu şirin elektrikli araçlar var onlarla da gezebilirsiniz. Şehir turu 25 Euro.


Valetta'da daha yazacağım bir hayli yer var ama onlar ikinci Valetta gezimize dahil olduğu için o günü anlatırken yazacağım. Sırada Malta'nın balıkçı kasabası Marsxalokk var.




23 Ekim 2015 Cuma

EYLÜL'DE MALTA 1. GÜN


Bizde daha çok ingilizce dil okulları ve şövalyeleriyle bilinse de, Avrupalı turistlerce tatil için sık tercih edilen bir destinasyon Malta. Biriken millerimle yılbaşından önce THY yollarından aldığım biletle İsveç'e mi gideyim, Danimarka'ya mı derken fotoğraflarını görünce Ağustos sonu Malta'ya gitmeye karar verdim.


Şövalyelerin adası kaleleri, surları, sarı taştan evleri, cumbalı balkonları, rengarenk kapıları, panjurları ve turkuaz rengi deniziyle daha gitmeden büyüledi beni.

Avrupa Birliği'nin en küçük ülkesi olan Malta jeopolitik konumu sebebiyle tarih boyunca bir çok kez el değiştirmiş. Ecdadımız Osmanlı bile defalarca kuşatmış adayı ama bir türlü alamamış. Yolunuz düşer de bir gün Malta'ya giderseniz göreceksiniz, tarihi anlatırken mutlaka Osmanlı kuşatmasını araya sıkıştırıp, vaktiyle herkesin korkulu rüyası olan Osmanlı Donanması'nı nasıl geri çevirdiklerini anlatıyorlar.

THY ve Air Malta İstanbul'dan Malta'ya her gün karşılıklı iki ortak sefer düzenliyor. Yaklaşık iki buçuk saatlik uçuşun ardından vardık Malta Luqa Havalimanı'na. Malta Hava Limanı oldukça küçük, gerçi ülkenin kendi ne kadar ki. İniş sırasında uçağın hem sağ hem de sol penceresinden denizi görebiliyorsunuz. 3 büyük 2 küçük adadan oluşan Maltan'nın yüz ölçümü sadece 316 Km2'ymiş. İstanbul'un yüz ölçümü 5461 Km2 varın artık siz kıyaslayın.

Havalimanından ulaşım için otobüs ve taksi seçeneği mevcut olduğunu Malta Rehberi'yazımda paylaşmıştım. X1, X2, X3 ve X4 numaralı otobüsleri kullanabilirsiniz. Bizi hava limanında ev sahibimiz Monica karşıladı. Monica 60-65 yaş civarı hoş bir hanım. 


Ağustos'un son bir kaç günü olmasına rağmen yüzümüze çarpan sıcak hava ve nem anında offf dedirdi. Meğer Maltayı ziyaret için en iyi zaman Mayıs ve Haziran aylarıymış. Temmuz Ağustos ayları sıcak oluyormuş ama Eylül'de nemin de etkisi ile sıcaklık Temmuz, Ağustos aylarından daha çok hissediliyormuş.

Malta da ilk dikkatimi çeken şey aşırı sıcağını saymazsak trafik oldu. Sadece 400 bin kişilik nüfusu olduğunu düşününce trafik oldukça yoğun. Diğer Avrupa ülkelerinde gördüğümün aksine sürücüler kurallara pek uymuyor. Tıpkı bizdeki gibi çok sabırsızlar. Aramızdaki tek fark yayaya  her zaman değilse de genellikle yol veriyor olmaları. Ama biz bu duruma pek alışkın olmadığımız için bize mi yol veriyorlar emin olamadan bir türlü karşıdan karşıya geçemedik. Tabi trafiğin soldan akıyor olması da biraz kafamızı karıştırdı. 

Malata'da dil okulları olduğu için otelin yanı sıra konaklama için ev seçeneği de çok fazla. Bizim de konaklama için tercihimiz ev oldu.
 
Ev hem otelden daha ucuz oluyor hem de o ülke insanını yaşamını daha yakından tanıma şansınız oluyor. Daha önce homestay ile İngiltere ve İskoçya'da konaklamıştım AIRBNB ile ilk kez Malta'da konaklıyorum. Ev Malta'nın klasik sarı taşlarından yapılmış iki katlı ve oldukça geniş. İki katlı ama müstakil gibi her evin ayrı girişi var. Maltalılar bu tür evlere maisonette diyormuş.

Evde biraz nefeslendikten sonra ev sahibimiz Monica bize arabasıyla çevreyi gösterdi. Paceville nerede, Saint Julian's nerede, eve nasıl gidip geleceğiz, nerede denize girebiliriz, nerede yemek yiyebiliriz. Zaten biz daha gelmeden bizim için nereye hangi otobüsle gidebileceğimizi nereyi görmemiz gerektiğini listelemiş ondan da çıktı alıp elimize verdi, ki bu gezi boyunca çok işimize yaradı. İşte evde konaklıyor olmanın bir avantajı da bu, gönüllü rehberiniz oluyor.

Valizlerimizi boşaltıp biraz dinlendikten sonra hemen kendimizi Malta sokaklarına attık. Evden Malta'nın eğlence merkezi Paceville ve restoranların bulunduğu Saint Julian's yada diğer adı ile San Giuliano'a sadece 10 -15 dakika yürüme mesafesinde. Paceville'de denize girilebilecek bir de plaj var öğrenciler genellikle buradan denize giriyor. Burası otellere çok yakın olduğu için bize pek temiz görünmedi o yüzden Pembroke'taki Rocky Beach dedikleri kayalık plajdan denize girdik.

Plaj deyince gözünüzün önüne şezlonglar şemsiyeler gelmesin. Malta da o tür plaj çok nadir, ama güzel olan suya ulaşabildiğiniz her noktadan denize girebiliyor olmanız. Su o kadar güzel ki. Dalgalı deniz sevmeyen ben bile dalgaya aldırmadan saatlerce sudan çıkamadım.


Akşam üzeri denizden çıkarken biraz yürüyerek Paceville ve Saint Julian's'ı keşfe karar verdik. Tam barların ve gece kulüplerinin olduğu sokağı geçip evin yoluna koyulmuşken bandonun çaldığı müzik sesi geldi kulağımıza. Polisin de yolu kapattığını görünce ne oluyor bir bakalım dedik. 

                                     

Saint Julian's'da festival varmış bu hafta. Gündüz sokaklardaki bayrakları görüp merak etmiştim demek sebebi buymuş. Zaten Malta'da her zaman bir festival olurmuş. Bu hafta 2. St. John haftasıymış ve kutlamalar pazar akşamına kadar devam edecekmiş. 

Kutlama dahilinde iki ayrı bando takımı parçalar çalarak Saint Julian's'ın merkezinde buluştular. Onlar merkeze gelince havai fişek gösterisi başladı. Gerçi daha önce Londra ve St. Petersburg da izlediklerimle karşılaştırınca bu biraz bizim maç sonraki kutlamalarımız gibiydi. 
Plaj sonrası duş almamış olmanın ve ilk günün verdiği yorgunlukla saat 11 civarı eve dönerken sıcak hala etkisini hissettiriyordu. Hayatımda ilk kez Malta'da gece boyunca vantilatör açık uyudum. Yarın Başkent Valetta'yı ziyaret edeceğiz. (Devam edecek)
 

16 Ekim 2015 Cuma

MALTA REHBERİ

Malta gezimizi anlatmaya başlamadan önce biraz Malta hakkında bilgi vermek istiyorum. Güneş deniz tarih iç içe olsun diyorsanız Malta doğru bir seçim. Ben serin olsun diye Ağustos sonu Eylül başı tercih etmiştim ancak bu tarihlerde yüksek nem olduğu için 25-30 dereceler bile çok sıcak hissediliyor. Aklınızda olsun benim gibi sıcağa dayanamıyorsanız en uygun tarih Mayıs ve Haziran ayları imiş meğer.


Akdenizin ortasında yer alan Malta Avrupa Birliği'nin en küçük ülkesi. Geçmişi neolitik çağlara dek uzanıyor. Malta gerek doğal limanları gerekse konumu sebebi ile tarih boyunca hep göz dikilen ülke olmuş . Friglerden Normanlara, Araplardan İspanyollara, İngilizlere kadar bir çok kez el değiştirmiş. 1964 yılına kadar ingiliz yönetiminde kalan Malta 1964 yılında bağımsızlığını ilan etmiş ve 2004 yılından beri de Avrupa Birliği üyesi. 

Nasıl gidilir?
Malta Avrupa Birliği üyesi olduğu için shengen vize giriş yapabiliyorsunuz. Malta vizesi ayrıntıları için www.maltavac-tr.com/turkish/ adresine bakabilirsiniz.

İsatanbul'dan Malta'ya her gün THY ve Malta Air tarafından ortak düzenlenen karşılıklı iki uçuş var.  Atatürk Havalimanı kalkışlı uçuşlar 2.30 saat sürüyor. Sabah gidip akşam dönerseniz gün de kazanmış oluyorsunuz. Malta ile aramızda bir saat fark var onlar bizden bir saat geri.

Nerede Kalınır?
Malta da otel ve hostellerin yanı sıra dil okulları sebebiyle evde konaklama seçeneği de oldukça fazla. Eğer hem turistik amaçlı bir gezi olsun hem de eğlence diyorsanız Sliema, San julian's, Sweiqi, Pembroke bölgelerini tercih edebilirsiniz. Yok sadece kültür turizmi amaçlı bir gezi olacaksa ulaşım açısından yine Sliema ve Valetta doğru bir tercih olur. Ama şunu da unutmayın adanın bir ucundan öteki ucuna otobüsle bile 1.5 - 2.0 saatte ulaşabiliyorsunuz.  

Malta Plajları
Ben sadece deniz güneş istiyorum diyorsanız Sliema'daki otellerin pek çoğunun hemen önünden denize giriliyor, ancak bu plajların hepsi kayalık. Malta'da şezlong ve şemsiyeli plaj sayısı yok denecek kadar az. Ama suya erişebildiğiniz her yerden denize girebiliyorsunuz. 

Kum plaj tercih ediyorsanız ülkenin kuzeyindeki plajları tercih edebilirsiniz. Bunlarda çoğunlukla şezlong ve şemsiye de var. Günlük fiyatı 8-12 euro arasında değişiyor. Gozo Adası da su altı zenginliği ve dalış severler için tercih edilebilir bir bölge. Biraz kalabalık olsa da Comino Adası ve Blue Lagoon pırıl pırıl suyu ile yüzme severler için bir gününüzü ayırmanız gereken bir yer.

Ulaşım
Maltada ulaşım Tallinja isimli firma tarafından sağlanıyor. Tek geçişlik biletler 2 Euro, otobüsün içinde satın alınıyor ve 2 saat boyunca limitsiz kullanabiliyorsunuz. Ayrıca 15-20 geçişli kartlarda var kalacağınız gün sayısına göre bunlardan da alabilirsiniz otobüste bilet almaktan daha ekonomik oluyor. 
Biz 12 Euroya 15 geçişli kart aldık. 26 Euroya aylık kartlarda varmış 26 Euroya ulaşınca bir daha ücret düşmüyormuş. Bu arada aklıma gelmişken benim gibi Malta'da sarı otobüsleri görmeyi hayal ediyorsanız maalesef onlar artık yok. Sadece bir tane hediyelik eşya dükkanı olmuşunu gördüm, onu da geziyi anlatırken kullanacağım.

Havalimanından ulaşım için gideceğiniz bölgeye göre X1, X2, X3 ve X4 numaralı otobüsleri kullanabilirsiniz. Yok taksiyi tercih ederseniz de turistim ya dolaştırılırsam  korkunuz olmasın. Gideceğiniz bölgeye göre fiyatlar önceden belirlenmiş, ne ödeyeceğinizi biliyorsunuz. Taksicinin canı sizi gezdirmek isterse o da ona kalmış, siz arkada oturup Malta turunuzun tadını çıkartın. 



Nereleri Görmeli?
Valetta, Mdina, Rabat, Malleiha, Marsaxlokk, Saint Julian's, üç şehir dedikleri Vittoriosa, Cospicua ve Sengla, Gozo, Comino, Sliema, Popey Village, Paceville,   önereceğim şehirler.



Malta katolik bir ülke ve oldukça dindarlar. 400 bin nüfuslu Malta'nın 365 tane kilisesi varmış. Yılın her gününe bir kilise yani. Bunların içinde mutlaka görmeniz gereken San John Katedrali, Ratunda of Mosta ve Ta Pinu'yu sayabilirim. 

  
Malta'da çok sayıda müze de var. Grand Master Palace, arkeoloji müzesi benim tavsiye edeceklerim. National museum of natural history, St. Paul's Catacombs, Akvaryum, Denizcilik Müzesi, Savaş Müzesi de ilginizi çekebilir. Yer altı şehri Hal-Saflieni Hypogeum (gelmeden rezervasyon yapmalısınız), Tarixen Tapınakları, Hagar Qim Tapınağı ve Ggantija'daki Megalitleri görülecek yerler listesine yazılmalı.

Yaşam
Maltalıların ana dili duyunca kulağa arapça gibi gelen Maltaca. Ülkenin ikinci resmi dili ingilizce. Çoğunlukla Maltlılar bile kendi aralarında ingilizce konuşuyor. Ayrıca italyanca ve Fransızca da ülkede yaygın olarak biliniyor. Maltanın nüfusu 400 bin evet yanış okumadınız sadece dört yüz bin kişi. Her yıl ülkeyi bir milyondan fazla turist ziyaret ediyormuş. Ayrıca dil okulları da ülke için önemli bir gelir kaynağı. 

Malta'da ne yenir?
Malta mutfağında balık ve sebze yemekleri hakimiş ama biz bol bol makarna ve pizza yedik. Adada adım başı İtalyan Lokantası'na rastlıyorsunuz. Türk Lokantalarının sayısı da oldukça fazla.

Malta'ya özgü bir şey yemek isterseniz tavşan yemeklerini ve adaya özgü bir balık olan ve biraz bizim palamuta benzeyen Lampuki'yi deneyebilirsiniz. Yeni tatlara açıksanız salyangoz ve at etini de deneyebilirsiniz. Ayrıca atıştırmalık olarak pastizzi dedikleri hamur işi, acı badem kurabiyesine benzer minik kurabiyeler, ftira dedikleri sandöviçler, gabejna dedikleri minik keçi peyniri ve qaghaq tal-ghasel dedikleri ballı baharatlı halkalar benim önerim.

Malta hakkında yazacaklarım şimdilik bu kadar. Peki biz Malta'da ne yaptık, nereleri gezdik, ne yedik? Hepsini yakında gün gün yazacağım, takipte kalın.