18 Haziran
Dünkü güneşten eser yok bu sabah St. Petersburg'da, hava bulutlu görünüyor. Dün şehir keşfettik bugün müze ve katedralleri gezme günümüz.
Otelde kahvaltının ardından hemen çıkıp, bize en yakın Bolshaya Konyushennaya Caddesi'ndeki Golden Triangle Hotel'den St. Petersbug Card alıyoruz. Biz St. Petersburg kartlarımızı alıp çıkana kadar yağmur yağmaya başlamış. Yağmurluklarımız var ama otelde. Hava durumu yağmur göstermediği için yanımıza alma gereği duymamıştık.
Otelde kahvaltının ardından hemen çıkıp, bize en yakın Bolshaya Konyushennaya Caddesi'ndeki Golden Triangle Hotel'den St. Petersbug Card alıyoruz. Biz St. Petersburg kartlarımızı alıp çıkana kadar yağmur yağmaya başlamış. Yağmurluklarımız var ama otelde. Hava durumu yağmur göstermediği için yanımıza alma gereği duymamıştık.
Kazan Katedrali
Nevsky caddesi üzerinde giriş ücretsiz
Aslında girişi ücretsiz ve saat sınırı olmadığı için bugün listemize almamıştık ama yağmur yağınca ıslanmamak için en yakın mesafedeki Kazan Katedrali'ni gezmeye karar verdik. Kazan Katedrali bana Vatikan'daki St. Pietro Katedralini hatırlattı. Yanlış hatırlamıyorsam zaten biraz esinlenerek yapılmış.
St. Petersburg'daki pek çok yapı gibi burasıda 18. Y.Y.'da Pedro döneminde inşa edilmiş. Doğru mu bilmem ama hatta Pedro ve Katerina'nın burada evlendiğini okumuştum bir yazıda. Katedralin içi de dışı kadar gösterişli. İkonlar altın kaplamlar granit sütunlar göz kamaştırıyor.

Singer Binası - Dom Kinigi
Bu sanat eseri gibi görünen bina 1900'lü yılların başında Singer makinalarının satış binası olarak yapılmış. Aslında bir singer mağazası varmış ama daha gösterişlisini yapmak istemişler. Dev pencereleri, kubbesi ve heykelleriyle gerçekten de görkemli bir bina olmuş. Devrimden sonra ise burası kitap evine dönüştürülmüş. Devrimin birçok kitabı bu yayın evinde basılmış. Sovyetler Birliğinin önemli yayın evlerinden biri olmuş.


Kanlı Katedral
Griboyedova Kanalı yanında giriş 230 Ruble
Singer Cafe'den sola döndünüz mü hemen karşınıza pastadan yapılmış gibi duran Savior on the Spilled Blood yani Dökülen Kan Kilisesi çıkıyor. Sanki birden bir masalın içine girmişsiniz gibi hissediyorsunuz. Ama aslında acı bir hikayesi var bu kilisenin. Çar 2. Alexander burada suikaste uğruyor ve öldürülüyor. Bunun üzerine oğlu 3. Alexander babasının anısına buraya bir kilise yaptırıyor. 2. Dünya savaşında kilise sığınak olarak kullanılmış. 1930 yılında da müzeye dönüştürülmüş ve halen müze olarak kullanılıyor. Kilisenin içi de dışı kadar muhteşem. Bütün duvarları mozaiklerle kaplı. Hele bir kapı var hayran kalıyorsunuz.
Dökülen Kan Kilisesinden çıkıp Rusya'nın fast food zinciri olan Tepemok'da hızlıca bir şeyler yemeye karar veriyoruz. Krepleri meşhurmuş krep ve borsch çorbası aldık bizde. Lezzet olarak idare eder, fiyat da ekonomik.
Hemen metroya binip Peter and Poul Kalesine doğru yola koyuluyoruz. Bu arada bulunduğumuz Admiralteskaya metro istasyonu St. Petersburgun en derin metrosuymuş 86 metre. Yüzeye 2 kademeli yürüyen merdivenle çıkılıyor. Boşuna değilmiş yürüyen merdivenlerden uzun olandan bakınca dibini göremiyor oluşumuz.
Metrodan çıkıp kaleye doğru giderken Devrim Anıtı çıkıyor karşımıza. Anıt Potemkin Zırhlısında başlatılan isyanı tasvir ediyor.

Peter & Paul Kalesi
Zayachy Adası'nda giriş 300 Ruble
Burası St. Petersburg şehrinin temellerinin atıldığı yer. Aslında stratejik konumu sebebiyle kale olarak yapılmış. Ama hiç bir zaman kale olarak kullanılmamış. Askeri garnizon ve siyasi mahkumlar için hapishane olarak kullanılmış. O zamanlar buralar bataklık olduğu için kalenin yapımında 40.000'den fazla köylü ve İsveç'li esirler çalıştırılmış.
Kalenin içinde gezebileceğiniz bir kaç tane müze var. Biz sadece bir zamanlar Gorki'den, Trocki'ye, Dostoyevsky'ye kadar pek çok ünlü yazarın, düşünürün mahkum edildiği hapishaneyi gezdik. Her hapishane gibi burası da kasvetli, karanlık ve ürkütücü.

Kalenin içindeki en etkili bölüm buraya adını veren Peter an Paul Katedrali. Burası alışılmış soğan kubbeli kiliselerden farklı. Altın kaplı bir çan kulesi var. Kulenin tepesindeki melek heykeli St. Petersburg'un simgesiymiş. Ayrıca 122.5 metre yüksekliğindeki bu kule dümdüz bir şehir olan St. Petersburg'un en yüksek yapısıymış.


Kalenin içinde bir de seyir terası var. Bunun için ekstra bilet almanız gerekiyor 100 Ruble. Ama karşı kıyıdan şehre bakmak istiyorsanız şehri izleyeceğiniz en güzel yer burası. Gerçi kanal turu yapacaksanız buna gerek olmayabilir.
Tek kusur rehberimizin rusça anlatıyor olması. Aslında belli saatlerde ingilizce anlatım oluyormuş ama biz planlamadan tura dahil olduğumuz için kaderimize razı olduk. Kanallarda gezerken şehir daha çok Venedik gibi görünüyor bana. Her biri birbirinden güzel köprülerin altından geçiyoruz. Hatta bazısı o kadar alçak ki rehber başımızı eğmemiz için uyarıyor.
Kanal turu bir buçuk saat sürüyor ve kesinlikle sıkı giyinmenizi tavsiye ederim. Hareket halinde olduğu için olsa gerek epey serin oluyor. Yada biz serin güne denk geldik bilemem.

Akşam yemek için rus mutfağına özgü bir şeyler yemek istiyorum ama bu konuda dersime iyi çalışmamış olduğumdan yine balık yemeye karar veriyoruz. Somon ve pancar salatası iyi bir seçim olmuş.
Bu şehir gece de başka bir güzel oluyor. Gece diyorum da bu mevsim burada gün bitmiyor ki. Gün bitmeyince şehir de neredeyse hiç uyumuyor. Biz de gündüz gezemediğimiz yerleri gece gezmeye devam ediyoruz.